Anatomi-fizyoloji terimleri
35 terim
- Adenohipofiz
- Hipofiz bezinin ön lobu. Hipotalamustan gelen salgılatıcı ve baskılayıcı hormonların denetiminde büyüme hormonu, tiroid uyarıcı hormon (TSH), adrenokortikotropik hormon (ACTH), folikül uyarıcı hormon (FSH), luteinleştirici hormon (LH) ve prolaktin salgılar. Hedef bezlerden gelen hormonlar negatif geri bildirimle salgısını baskılar. İşlevsel bir tümör bu hormonlardan birini aşırı üretebilir.
- Antidiüretik hormon
- Hipotalamusta üretilip arka hipofizden salınan ve böbreklerin toplayıcı kanallarında su geri emilimini artıran hormon. Plazma ozmolalitesi yükseldiğinde salgılanır ve idrarı yoğunlaştırır. Eksikliği (diabetes insipidus) çok miktarda seyreltik idrara, uygunsuz fazlalığı (SIADH) su tutulumu ve hiponatremiye yol açar. Bu hastalarda hemşire aldığı-çıkardığı sıvıyı, kiloyu ve sodyumu izler.
- Arter kan gazı
- Arteriyel kanda pH, PaCO₂, PaO₂, bikarbonat (HCO₃⁻) ve oksijen satürasyonunun ölçülmesi. Erişkinde yaklaşık normal değerler: pH 7,35–7,45; PaCO₂ 35–45 mmHg; HCO₃⁻ 22–26 mEq/L; PaO₂ 80–100 mmHg. Yorum sırası: pH'a bak, solunumsal (PaCO₂) ya da metabolik (HCO₃⁻) bileşenden hangisinin pH ile uyumlu olduğunu belirle, kompanzasyonu değerlendir. Radyal örnekten önce sıklıkla modifiye Allen testi yapılır.
- Asit-baz dengesi
- Kan pH'ının dar bir aralıkta (7,35–7,45) tutulması. Bikarbonat asidi tamponlar; akciğerler solunumu değiştirerek karbondioksidi, böbrekler H⁺ atılımı ve bikarbonat geri emilimiyle dengeyi ayarlar. pH'ın 7,35'in altına düşmesi asidoz, 7,45'in üstüne çıkması alkalozdur; her biri kaynağına göre solunumsal ya da metabolik olarak sınıflanır ve diğer sistem dengelemeye (kompanzasyon) çalışır.
- Bağ dokusu
- Yapıları birbirine bağlayan, organlara ve vücuda çatı ve destek sağlayan doku; bol hücreler arası madde içinde görece az hücre bulunur. Yağ depolar, madde taşır, hastalıklara karşı korur ve doku onarımına katılır. Sık görülen hücreleri fibroblast, makrofaj ve mast hücresidir. Gevşek bağ dokusu, yağ dokusu, tendon ve bağlardaki lifli bağ dokusu, elastik bağ dokusu, kıkırdak, kemik ve kan türleridir. Çoğunun kan desteği iyidir; hücreleri epitelden yavaş çoğalır. Kemik ve yumuşak dokulardan gelişen kanserlere sarkom denir.
- Bez epiteli
- Madde üretip salgılamak için özelleşmiş epitel. Ekzokrin (dış salgı) bezlerin salgılarını bir yüzeye taşıyan kanalları vardır: ter, yağ ve süt bezleri ile sindirim enzimi salgılayan bezler. Endokrin (iç salgı) bezler kanalsızdır; hormonları doğrudan kana geçer ve yalnızca reseptörü olan hücreleri etkiler. Pankreasın hem ekzokrin (sindirim enzimleri) hem endokrin (insülin ve glukagon) bölümü vardır. Salgı yapan epitelden gelişen kanserlere adenokarsinom denir.
- Doku onarımı
- Hasar gören dokunun yerine konması. Epidermis ve bağırsak döşemesi gibi hücreleri bölünmeyi sürdüren dokular kaybı aynı tip hücrelerle karşılar (rejenerasyon); nöronlar ve enfarktüste ölen kalp kası ise yerine konmaz, kayıp kalıcıdır. Yara iyileşmesi hemostaz, inflamasyon, proliferasyon ve olgunlaşma evrelerinden geçer: proliferasyonda yeni epidermis, yeni kılcallar içeren pembe granülasyon dokusu ve kolajen oluşur; olgunlaşmada kolajen birikimi skarı oluşturur. Hemşire pansuman sırasında granülasyon dokusunu korur.
- Elektrokardiyografi
- Kalbin elektriksel etkinliğinin deriye yerleştirilen elektrotlarla kaydedilmesi. P dalgası atriyal depolarizasyonu, QRS kompleksi ventriküler depolarizasyonu, T dalgası ventriküler repolarizasyonu gösterir; PR aralığı normalde 0,12–0,20 saniye, QRS süresi 0,12 saniyeden kısadır. Ritim bozuklukları, iskemi ve elektrolit bozuklukları hakkında bilgi verir. Hemşire elektrotları doğru yerleştirir ve hastanın kıpırdamamasını sağlar.
- Epitel doku
- Vücut yüzeylerini örten, vücut boşluklarını ve içi boş organları döşeyen ve bezlerin ana dokusunu oluşturan, çok az hücreler arası maddeyle sıkıca dizilmiş hücrelerden yapılı doku; alttaki bağ dokusuna bazal membranla tutunur. Hücre biçimine (yassı, kübik, prizmatik) ve katman sayısına (tek katlı, çok katlı) göre adlandırılır. Koruma, salgılama, emilim, süzme ve difüzyon görevleri vardır. Ağız ve bağırsağı döşeyen epitel hızla bölündüğü için kemoterapiden etkilenir; kanserlerin çoğu (karsinomlar) epitel hücrelerinden gelişir.
- Gaz değişimi
- Alveoller ile pulmoner kapillerler arasında, oksijenin kana, karbondioksitin alveollere difüzyonu. Esnek alveol duvarları bu değişim için geniş bir yüzey alanı sağlar. Pnömoni, akciğer ödemi ve amfizem gaz değişimini bozarak hipoksemi ve hiperkapniye yol açar. Hemşire solunum hızını, satürasyonu, bilinç durumunu ve arter kan gazlarını izler.
- Glomerüler filtrasyon hızı
- Böbreklerin birim zamanda glomerüllerden süzdüğü plazma hacmi; böbrek işlevini değerlendirmede kullanılan temel ölçüdür. 90 mL/dk/1,73 m² ve üzeri normaldir ve yaşla azalır. Klinikte serum kreatininden hesaplanan tahmini değer (eGFR) kullanılır; 3 aydan uzun süre 60 mL/dk/1,73 m²'nin altında kalması kronik böbrek hastalığını gösterir. Böbrekle atılan ilaçlar GFH'ye göre ayarlanır.
- Hemostaz
- Damar hasarında kanamayı durduran süreç: damar daralması, trombosit tıkacının oluşması ve pıhtılaşma kaskadıyla fibrin ağının güçlendirdiği pıhtı; ardından fibrinoliz pıhtıyı çözer. Trombosit sayısı, PT/INR ve aPTT bu süreci değerlendiren testlerdir. Antikoagülan ve antiplatelet ilaçlar farklı basamaklarda etki ettiğinden hemşire bu ilaçları kullanan hastalarda kanama belirtilerini izler.
- Hipofiz bezi
- Beyin tabanında, sella tursika içinde yer alan ve hipotalamusla birlikte birçok endokrin bezi yöneten küçük bez. Ön lob (adenohipofiz) büyüme hormonu, TSH, ACTH, FSH, LH ve prolaktin salgılar; arka lob (nörohipofiz) hipotalamusta yapılan ADH ve oksitosini depolayıp salar.
- Homeostazi
- Dış koşullar değişse de vücudun iç ortamını (vücut sıcaklığı, kan glukozu, kan basıncı, pH gibi) dar sınırlar içinde sabit tutması. Çoğunlukla negatif geri bildirimle sağlanır: bir vücut koşulundaki artış ya da azalma tersine çevrilerek denge yeniden kurulur.
- İnflamasyon
- Doku hasarına ya da enfeksiyona karşı damarların ve hücrelerin verdiği koruyucu yanıt. Beş temel belirtisi kızarıklık, ısı artışı, şişlik, ağrı ve işlev kaybıdır; damar genişlemesi ve geçirgenlik artışıyla lökositler bölgeye ulaşır. Hemşire yara ve kateter bölgelerinde bu belirtileri izler ve enfeksiyondan ayırt etmeye çalışır.
- Kalbin ileti sistemi
- Kalp atımını başlatan ve düzenleyen özelleşmiş kas hücreleri: sinoatriyal (SA) düğüm, atriyoventriküler (AV) düğüm, His demeti, sağ ve sol dallar ile Purkinje lifleri. Doğal pacemaker olan SA düğüm dakikada 60–100 uyarı üretir. SA düğüm çalışmazsa AV düğüm (40–60/dk) ve ventriküller (20–40/dk) daha yavaş yedek ritimler oluşturur. Bu iletim yolu EKG dalgalarının temelidir.
- Kalp debisi
- Kalbin bir dakikada pompaladığı kan miktarı; kalp hızı ile atım hacminin çarpımıdır (KD = KH × AH). Atım hacmini ön yük, ard yük ve kasılma gücü belirler. Kalp debisi düştüğünde hipotansiyon, soğuk ekstremiteler, idrar çıkışında azalma ve bilinç değişikliği görülür.
- Kan-beyin bariyeri
- Beyin kapillerlerinin endotel hücreleri arasındaki sıkı bağlantıların oluşturduğu, birçok maddenin kandan beyin dokusuna geçişini sınırlayan seçici engel. Beyni toksinlerden ve patojenlerden korur, ancak birçok ilacın merkezi sinir sistemine ulaşmasını da güçleştirir. Yenidoğanda çok yüksek bilirubin düzeyleri bir tür beyin hasarı olan kernikterusa yol açabilir.
- Kas dokusu
- Kasılarak hareketi sağlayan, kan desteği iyi doku; kasılmayı aktin ve miyozin proteinleri sağlar. İskelet kası çizgili, çok çekirdekli ve istemlidir; kemikleri hareket ettirir ve duruşu korur. Düz kas iğ biçimli, tek çekirdekli, çizgisiz ve istemsizdir; mide, bağırsak, mesane, uterus ve damar duvarlarında bulunur. Kalp kası yalnızca kalpte bulunur; dallanan, tek çekirdekli, çizgili hücreleri interkalar disklerle birbirine bağlanır ve istemsiz kasılır.
- Kemik doku
- Sert hücreler arası maddesiyle iskeleti oluşturan bağ dokusu. Kompakt (sıkı) kemik, kan damarlarının geçtiği merkezî kanalın çevresine halkalar hâlinde dizilmiş osteonlardan (Havers sistemi) oluşur; osteositler halkalar arasındaki lakünlerde bulunur. Süngerimsi kemik, aralarındaki boşluklarda kırmızı kemik iliği bulunan trabeküllerden yapılıdır. Osteoblastlar kemik yapar, osteoklastlar yıkar; ikisi arasındaki denge kemiği sağlıklı tutar, bu denge bozulunca osteopeni ve osteoporoz gelişir.
- Kıkırdak doku
- Sert ama esnek bir bağ dokusu. Hiyalin kıkırdak eklem yüzeylerini örter (eklem kıkırdağı), kaburgaları göğüs kemiğine bağlayan kostal kıkırdakları oluşturur ve soluk borusu duvarını destekleyerek çökmesini önler. Fibröz kıkırdak omurlar arası disklerde ve simfizis pubiste bulunur. Elastik kıkırdak dış kulak gibi yapılara esnek destek sağlar. Çocuklarda uzun kemiklerin boyca uzadığı epifiz plağı da hiyalin kıkırdaktır.
- Nefron
- Böbreğin yapısal ve işlevsel birimi; her böbrekte yaklaşık bir milyon bulunur. Kan glomerül ve Bowman kapsülünde süzülür; proksimal tübül, Henle kulpu, distal tübül ve toplayıcı kanal boyunca su, elektrolitler ve glukoz geri emilir, atıklar salgılanır. Aldosteron ve ADH distal bölümlerde su ve sodyum dengesini ince ayarlar. Diüretikler nefronun farklı bölümlerinde etki gösterir.
- Nöroglia
- Sinir dokusunun uyarı iletmeyen destek hücreleri; nöronların aksine bölünebilirler. Nöronları bir arada tutar, besler ve korur; bir kısmı fagositoz yapar. Aksonları saran beyaz, yağlı miyelin kılıfı periferik sinir sisteminde Schwann hücreleri, merkezî sinir sisteminde oligodendrositler yapar; kılıfın aralıkları Ranvier boğumlarıdır. Periferik lifler Schwann hücresi örtüsü sayesinde onarılabilir, merkezî sinir sistemi lifleri onarılmaz. Multipl sklerozda bağışıklık sistemi merkezî sinir sistemindeki miyelini hasara uğratır.
- Oksihemoglobin ayrışma eğrisi
- Kandaki oksijen kısmi basıncı (PaO₂) ile hemoglobinin oksijen satürasyonu arasındaki S biçimli ilişkiyi gösteren eğri. Akciğerdeki gibi düz üst kısmında PaO₂ değişse de satürasyon az değişir; dik kısmında PaO₂'deki küçük bir düşüş dokulara çok oksijen bırakır. Artan CO₂, asidoz ve yükselen vücut sıcaklığı eğriyi sağa kaydırır ve hemoglobin oksijeni daha kolay bırakır; sola kayma oksijeni sıkı tutar, dokulara sunumu azaltır. Nabız oksimetresi (SpO₂) satürasyonu tahmin eder; arter kan gazı PaO₂'yi ölçer (normalde 80–100 mmHg).
- Ön yük ve ard yük
- Ön yük, diyastol sonunda ventrikül dolumuyla kas liflerinin gerilme derecesidir ve büyük ölçüde venöz dönüşe bağlıdır. Ard yük, ventrikülün kanı atmak için yenmesi gereken dirençtir ve sistemik damar direncinden ve kan basıncından etkilenir. Kalp yetmezliğinde diüretikler ön yükü, vazodilatörler ard yükü azaltarak kalbin işini hafifletir.
- Ortalama arter basıncı
- Bir kalp döngüsü boyunca arterlerdeki ortalama basınç; sistolik ve diyastolik basınçtan hesaplanır. Şok ve sepsis yönetiminde yakından izlenir; septik şokta hedef en az 65 mmHg OAB'dir.
- Otonom sinir sistemi
- İç organları, damarları ve bezleri istem dışı olarak yöneten sinir sistemi bölümü. Sempatik sistem "savaş ya da kaç" yanıtında kalp hızını ve kan basıncını artırır, bronşları ve göz bebeklerini genişletir, sindirimi yavaşlatır; parasempatik sistem "dinlen ve sindir" yanıtında kalp hızını düşürür, sindirimi ve boşaltımı uyarır. Beta blokerler ve antikolinerjikler gibi birçok ilaç bu sistem üzerinden etki eder.
- Ozmoz ve tonisite
- Ozmoz, suyun yarı geçirgen bir zardan çözünen madde yoğunluğu düşük olan taraftan yüksek olan tarafa geçmesidir. Tonisite bir sıvının hücre hacmine etkisini anlatır: izotonik sıvılar (ör. %0,9 sodyum klorür) hücre hacmini değiştirmez, hipotonik sıvılar suyu hücreye çekip hücreyi şişirir, hipertonik sıvılar suyu hücreden çeker. IV sıvı seçilirken ve verilirken sıvı yüklenmesi ve serebral ödem riski bu nedenle izlenir.
- Renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi
- Kan basıncını ve sıvı hacmini düzenleyen hormon sistemi. Böbrek perfüzyonu azaldığında renin salınır; anjiyotensinojen anjiyotensin I'e, ACE aracılığıyla da anjiyotensin II'ye dönüşür. Anjiyotensin II damarları daraltır ve aldosteron salgısını uyarır; aldosteron sodyum ve su tutulumunu ve potasyum atılımını artırır. ACE inhibitörleri ve anjiyotensin reseptör blokerleri bu sistemi hedefler.
- Sinir dokusu
- Beyin, omurilik ve sinirlerde bulunan, vücut etkinliklerini elektriksel uyarılarla denetleyen doku. Uyarıyı oluşturan ve ileten hücreler nöronlardır: hücre gövdesi, uyarıyı gövdeye taşıyan dendritler ve gövdeden uzağa ileten tek bir akson. Duyusal (afferent) nöronlar uyarıyı merkezî sinir sistemine, motor (efferent) nöronlar kas ve bezlere taşır. Nöronlar bölünmez; ölen nöronun yerine yenisi gelmez. Destek hücreleri olan nöroglia uyarı iletmez, nöronları besler ve korur.
- Sürfaktan
- Alveollerde salgılanan, alveollerin yüzey gerilimini azaltarak ekspirasyonda kollabe olmalarını önleyen kaygan madde. Gebeliğin son haftalarında yeterli düzeye ulaştığından preterm bebeklerde eksikliği yenidoğanın solunum sıkıntısı sendromuna yol açar. Erken doğum riski olan gebelere fetal akciğer olgunlaşması için antenatal kortikosteroid verilir; gerekirse bebeğe sürfaktan uygulanır.
- Temel doku tipleri
- Doku, yapısı benzer ve birlikte bir birim olarak çalışan hücreler ile aralarındaki hücreler arası maddedir; dokuları inceleyen bilim dalı histolojidir. Vücutta dört temel doku vardır: yüzeyleri örten ve boşlukları döşeyen epitel doku, yapıları birbirine bağlayan ve destekleyen bağ dokusu, kasılarak hareketi sağlayan kas dokusu ve uyarıları ileten sinir dokusu. Organlar bu dokuların birleşmesinden oluşur.
- Termoregülasyon
- Vücut sıcaklığının hipotalamus tarafından ısı üretimi (metabolizma, titreme) ile ısı kaybı (radyasyon, kondüksiyon, konveksiyon, evaporasyon) arasındaki dengeyle düzenlenmesi. Yenidoğanlar geniş vücut yüzeyi ve az deri altı yağı nedeniyle hızla ısı kaybeder; yaşlılarda da düzenleme zayıflar. Ateşte pirojenler hipotalamustaki ayar noktasını yükseltir; damar daralması ve titreme vücut iç sıcaklığını bu noktaya çıkarır. Sıcak çarpması gibi hipertermide ise ısı kazancı ısı kaybını aşar ve tedavinin temeli fiziksel soğutmadır.
- Vücut sıvı kompartmanları
- Vücut suyunun çoğu hücre içindedir: hücre içi sıvı vücut sıvılarının yaklaşık %60'ını (vücut ağırlığının yaklaşık %40'ını) oluşturur, geri kalanı hücre dışıdır. Hücre dışı sıvı interstisyel sıvı ve plazmadan oluşur. Sıvılar kompartmanlar arasında ozmotik ve hidrostatik basınç farklarıyla yer değiştirir; plazmadan interstisyuma geçiş ödeme, yanıkta görülen üçüncü boşluğa kayma hipovolemiye yol açar. Bebeklerde su oranı daha yüksektir.
- Vücut zarları
- Vücudu örten, boşlukları döşeyen ve boşluklardaki organları saran ince doku tabakaları. Epitel zarlardan mukozalar dışarıya açılan boşlukları (sindirim, solunum, boşaltım ve üreme yolları) döşer; seröz zarlar dışarıya açılmayan göğüs ve karın boşluklarını döşer, organları sarar ve salgıladıkları ince sıvıyla sürtünmeyi azaltır (akciğeri saran plevra gibi). Bağ dokusu zarlarından sinovyal zar serbest hareketli eklemleri döşer ve eklem kıkırdağını kayganlaştıran sinovyal sıvıyı salgılar; meninksler beyin ve omuriliği korur.